Önceki yazıda antik yunan mitoslarına değinmiştik. Mitolojik hikayelerde tüm senaryo sarpa sardığında herşeyi çözmek için bir tanrının eline ihtiyaç duyulurdu. Bu uygulama eski yunan trajedilerinde de tercih edilmiştir. Tüm düğümlerin çözüldüğü ana verilen isim yazımızın başlığına da adını verdi. Latinceden ingilizceye geçen ”Deus Ex Machina” bu trajedilerde bir kancayla sahnenin üstünden indirilen oyuncu tarafından gerçekleştirilirdi. Oyuncu mitolojik bir tanrıyı vb. temsil ederdi. “Machina” vinç ( crane ) anlamına gelen kelimedir.
İşte herşeyin çözümlendiği bu noktada yolculuğunu tamamlamış olan kahramanımızın akıbeti belirlenir. Alışık olduğumuz , mesaj kaygısı taşıyan kıssaların aksine mitoslarda genellikle kahramanın sonu üzücü biter. Alışıldığı üzere , yaptığı hatalardan ders alan ve kahramanlıkları sonucunda ödüllendirilen ana karakter mutlu bir hayata yelken açamayabilir. Bu açıdan ilgimi çekmiştir yunan mitosları. Her ne kadar mitos geleneğine uysa da antik yunan inanışları açısından çok karamsar bir tablo çizer bu durum. Sonunda yeraltı dünyasına yollanıp ruhun acı çekecekken tüm tanrıların Olimpos’ta keyif çattığını bilmek hiç de hoş olmasa gerek. Antik yunanda yaşasaydım tanrılar içinde en çok Hades’e sempati duyardım . Kardeşleri Zeus ve Poseidon’un aksine yeraltında yaşamaya mahkumdur kendisi. Poseidon denizler altının , Zeus ise Olimpos’un kralı olarak yaşamını sürdürürken Hades kaybetmiş pozisyonundadır daima. Ama şimdi tanrıları rahat bırakıp yunan kahramanlarından birinin hazin sonunu anlatıp yazımızı bitirelim.



















