Sonbahar , her zamanki gibi “açılışlar mevsimi olmaktan kendini alamıyor.
İlk ve orta öğretimler , üniversiteler , film festivalleri , devlet tiyatroları , Tv dizileri…
Bunların içinde medyayı en çok meşgul eden ise , dizi sezonlarının başlaması gördüğüm kadarıyla. Yabancı diziler üst üste sezon prömiyerlerini sunarken , bizimkiler zaten devam eden dizilerin üstüne bir o kadar da yenilerini ekliyorlar.
Reklamlardan anladığım kadarıyla neredeyse her akşam ikişer dizi oynuyor tüm kanallarda. Daha çok reklam geliri getirenler 20.00 – 22.00 arasında yayınlanırken arkasından gelen diziler 22.00-24.00 periyodunda veriliyor. Bilmiyorum fark ettiniz mi ama burada bir sorun var!
Yukarıda bahsi geçen süre tam 4 saat! Bu , ortalama sürede çekilmiş 2 sinema filmi veya 4 drama dizisinin yayınlanabileceği bir süredir. Ama bizim kanallar , bu vakte 2 diziyi zar zor sığdırıyorlar. Bu durumun nedenleri çok açık ve herkes tarafından biliniyor aslında.
Bitmek bilmeyen reklam araları bunlardan en önemlisi. Reklamlardan edinilen gelirin gün içinde maximum noktasına ulaştığı zaman “prime time” denilen aralık… Kanallar da en çok izlenilen şov olan , ” gözde dizisinin” bu aralığı dolduracak kadar uzun sürmesini istiyor haliyle.
Bana kalırsa bu durum hem senaristleri hem de yönetmenleri zor durumda bırakıyor. İstenilen süreyi doldurmak için birçok sahne gereksiz yere uzatılıyor. Karakterler dakikalarca bakışıyor. Bir diyaloğu 20 kere tekrar etmek zorunda kalıyorlar. Fonda çalınan parçalar o kadar uzun sürüyor ki , sanatçının tüm albümünü dinleyebilmek mümkün oluyor bir bölümde. Benim de bu konuyla ilgili bir anım var aslında. Birkaç ay önce evde gezinirken bir dizide “garaj kapısının açılma sahnesine” rastladım. Kapı açılınca arkasında kimin olduğunu görmesi ve şaşırması gerekiyordu sanırım seyircilerin. Ancak o kapının açılması o kadar uzun sürdü ki , beklerken anadolu yakasını şöyle bir turlayıp gelseniz bir şey kaçırmazdınız herhalde. 3 saat önceki heyecanınız dışında tabii.
Sonuçta eğer yukarıdaki gibi yapmazsanız , 90 dakikalık bölümler yüzünden elinizdeki birkaç sezona yetecek senaryoyu 3 ayda harcamanız işten bile değil.
Tabii , kanalları da suçlamadan önce bir durup düşünmek lazım. Neresinden bakarsanız bakın tv kanalı pek öyle “kârlı” sayılabilecek işlerden değil. Bu yüzden ayakta kalmaları için popüler dizilerin içini dışını reklamla doldurmakta haksız da değiller. Yine de bu duruma dizilerin sürelerini “dünya standartlarına” indirmek çözüm olabilir.
Yabancı kanalları takip ederseniz bir drama dizisinin ortalama 40-42 dakika sürdüğünü görürsünüz. Reklamlarla birlikte maximum 60 dakikaya çıkar bu süre. Peki bu durumda 22.00 – 24.00 arasındaki süreyi 2 diziyle nasıl dolduracağız? İptal edilen ve yayınlanma fırsatı bulamayan projeler işe yarayabilir. Böylece bu projeleri hayata geçirmemekle ortaya çıkan “fırsat maliyetinden de” kurtulmuş olursunuz.
Bu durum , “gözde dizilerden” kaybettiğiniz reklam gelirlerini karşılamaz büyük ihtimalle. Ama ya bu yeni projelerden bir “Ezel” bir “Kurtlar Vadisi” daha ortaya çıkarsa? Birkaç hafta önce bir haber bülteninde “dizi sektöründeki istihdam kaybından” söz ediliyordu. Süreleri kısaltıp dizileri çoğaltmak bu soruna da bir çözüm olabilir.
Bunu bir düşünelim derim.
No related posts.

