quid

Ağustos27th

1 Comment

Birkaç hafta önce hava alanında oturmuş uçağımı bekliyordum. Herkes bir köşede oturmuş ya müzik dinliyor ya da cep telefonunu kurcalıyordu. Bir takım insan hariç… 6-10 arası yaş grubuydu bunlar! Ne zaman , nasıl olduğunu anlamadan birbirini tanımayan yaklaşık 7 tane çocuk oyun oynamaya başladılar. Bir süre sonra yetişkinlerin uyarmalarına da kulak asmayan ufaklıklar uçak inene kadar kendilerine ait küçük bir topluluk oluşturmuştu bile.

O an aklıma geldi de; galiba çocuklar “sivil örgütlenme bilinci” en gelişmiş varlıklar. Bu kadar kısa sürede örgütlenip çevrenin baskılarına rağmen kendi istediklerini yapma gücüne sahip başka kimi tanıyoruz ki? Nasıl oluşabilirdi böyle bir bilinç?

Birkaç neden aklıma geldi. Birincisi, hepsinin tek bir hedefi olması! Hepsi eğlenmek istiyorlar. Bir çocuğun temel hedefi bu değil midir? Bu amaca ulaşmak için beyinlerinde bariyerler olmaması da başka bir kolaylık tabii. Hiçbir çocuk bir diğerini etnik kökenine , dinine , kafatasının şekline vs.  göre ayırt eder mi? Hemen örgütlenip oynamaya başlarlar. İkinci neden ise , cahil olmaları. Dünya ve çevreleri  , düşünce sistemleri , siyasi görüşler , ırki özellikler hakkında bir bilgileri yok. Demek ki “engelleri” , sınırları da yok! Hoş görme özelliklerine henüz ket vurulmamış. Öyleyse “eğlenme” uğruna bir araya gelmelerinde hiçbir engel yok demektir.

Sıkıcı bir 65 dakikanın ardından uçağımız alçaldı ve iniş yaparken arkalardan bir alkış yükseldi. Heyecanla dönüp baktım acaba kaptanın doğum günüdür de pastadan nasiplenir miyiz diye? Meğer yolculardan bir teyze alkış tutuyormuş. Katılan olmayınca açıkladı bu eyleminin nedenini; eskiden uçak inince alkış tutulurmuş! Bir kaç kişi daha destekledi bu işi  Ama ne bir anda örgütlenen çocukların hızı ne de onlardaki “şevk” vardı bizde. Hava alanında olduğu gibi herkes kendi dünyasındaydı yine.

Uçaktan inerken şöyle düşündüm;  insan öğrendikçe dünyası büyüyor. Ama bu büyüme ,birliktelik yerine  yalnızlık getiriyor. “Ortak şuur” yerini ön yargılara bırakıyor. Beynimize yerleşen  çoğu bilgi yanında bariyerini de getiriyor. Öğrendikçe öyle girift hale geliyor ki bu “setler”, birini aşsanız diğerine tosluyorsunuz. Öyleyse öğrenmenin bizi özgürleştirmesini istiyorsak , getirdiği bariyeri girişte bırakmasını istemek bu sorunun çözümünde önayak olabilir.

Paul Feyerabend’i örnek alalım bu işi yaparken. Bilimsel anarşizmi savunur Feyerabend. Onun için  kabul görmüş bilimsel teorilerin yanında  din , sanat , efsaneler vb. de bilgiye ulaşma yollarıdır. Hiç biri diğerinden üstün değildir. Sizi doğru bilgiye ulaştıran kaynak bir destan da olabilir , bilimsel bir deney de. İşte bu görüşüyle Feyerabend, bilimsel ön yargıları bir kenara atmış. “Akla Veda” ederek , edindiği doğru bilgilerin kendini özgürleştirmesine izin vermiştir.

Biz de aynı görüşü günlük hayatta benimseyemez miyiz? Bize gelen ‘doğru bilginin’  , dünya görüşü tamamen farklı birinden yola çıkmış olması engel oluşturur mu?

No related posts.

1 Yorum

  • Yorum yapan Enis — 11 Kasım 2010 @ 02:19

    Olmuş bu yazı…

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın

Yorumu gönderebilmek için soruyu yanıtlamalısın:

RSS