M. Night Shyamalan son derece kararlı bir yönetmen. Son çektiği uyarlama film “The Last Airbender” ile aynı yolda hiç şaşmadan devam ettiğini gösteriyor.
Bize bir kez daha bir film nasıl “harcanır” kanıtlamış oldu.
Avatar : The Last Airbender , isimli animenin beyaz perdeye uyarlanması için yönetmenlik koltuğuna oturdu Shyamalan. Daha film gelmeden oyuncu kadrosundaki “göz dolduran” seçimleriyle merak uyandırdı hintli yönetmen. Animedeki esmer tenli olan ve kutuplarda yaşayan ( bir nevi eskimo ) su ırkını beyaz oyunculardan seçmişti. Tam tersi , orjinalinde beyaz olan ateş ırkını ise , esmer ( hintli ) oyunculardan oluşturmuştu. Hayal kırıklığı yaratsa da oyuncular iyi iş çıkaracaksa affedilebilir bir değişiklikti bu. Ancak oyunculuğun yerlerde süründüğünü görünce tüm umutlarınız yıkılıyor. Bir de diyaloglar sürekli filmdeki “ana görev” üstüne kurulu olunca filmin hiç bir derinliği kalmıyor. Çünkü karakterlerin kişiliklerini size anlatamıyor film. Sanki “görevlerini” yapmaya programlanmış robot gibi hareket ediyor hepsi.
Tüm bunların dışında filmin atmosferini yok eden bir hata daha yapıyor Shyamalan. “Zaman geçişlerini” unutuyor. Evet , bariz bir şekilde tüm olaylar aynı gün içinde olup bitiyormuş hissi veriyor size film. Oysa 2-3 yıl süren bir animenin ilk sezonunu 90 dakikada anlatacaksınız uzun zamana yayılmış bir macera var demektir elinizde. Bir şekilde kahramanların yolculukları sırasında akıp giden zamanı seyirciye hissetirmeniz gerekir. Ya karakterlerin farklı yerlerde yol alışını gösterip arkaya bir müzik koyarsınız ya da basitçe “2 ay sonra” yazabilirsiniz ekrana. Böyle basit ayrıntılar bile göz ardı edilmiş filmde
Shyamalan bir röportajında, animenin hem karanlık hem de eğlendirici bir tarafı olduğunu söylemişti. Ancak filmde ikisini birden vermek karmaşaya yol açacağından daha “karamsar” bir tablo çizeceğini belirtmişti. İlk sözlerinde haklıydı yönetmen. Avatar , seyrederken hem heyecanlandıran hem de esprileriyle eğlendiren bir animeydi. Neşeli kısmını sağlayan da Aang’in olur olmadık yerlerde şımarması , Sokka’nın beceriksizlikleri , Katara’nın “anaç” tavırlarıydı. Tabii , filmi “karanlık bir hale getireceğim diye bırakın diyaloglara espri katmayı karakterlerin kişiliklerini bile yok etmişti yönetmenimiz.
Ödül almış oldukça başarılı ve geniş konulu bir animeyi beyaz perdeye taşımak zordur , evet. Ama unutmayalım ki Peter Jackson , 3 kitaplık kült bir seriyi mükemmel bir şekilde uyarlamıştı.
Gelin biz Aang , Katara , Zuko ve Sokka’yu animedeki halleriyle hatırlayalım;
No related posts.

