“The Imaginarium of Doctor Parnassus” adlı film bu senenin nisan ayında vizyona girmişti. Ancak dün izleme fırsatı bulabildim.
Filmin konusu hakkında fazla bir şey söylemeyelim. Çünkü seyrettikçe konusunu size açan bir Terry Gilliam filmi bu. Aslında senaryodaki ilginç yanlardan birisi bu. Genelde bir filmin ilk yarısında karakterlerin geçmişini ve konuyu anlarsınız. İkinci yarıda ise , olayların nasıl çözümleneceğini öğrenirsiniz. Ancak “The Imaginarium of Doctor Parnassus” düğümlerin çözümlenmesini karakterlerin geçmişlerini öğrenmemize bağladığı için film bir nevi ters yüz olmuş durumda.
Yukarıda bahsettiğimiz durum ilk defa bu filmde görülen bir senaryo anlatımı değil belki. Ama filmin tarzıyla son derece uyumlu olmuş ve zaten tamamında hakim olan gizemli atmosferi bir üst seviyeye çıkarmış. İşte bu nedenlerden dolayı filmin konusuna olabildiğince az değinerek başka bir durumdan bahsedelim;
Dr. Parnassus aslında Dr.Faust olabilir mi?
Bu iki “mistik doktor” arasındaki benzerlikler yadsınamaz derecede! İlk olarak karakterlerin ikisi de büyüyle uğraşıyor ve ünvanları doktor.
İkinci olarak , doktorlarımızın ikisi de şeytanla anlaşma yapıyorlar. Aslında buradaki karakterlere tam olarak şeytan denemez. Çünkü hem Goethe’deki Mephisto hem de filmdeki Mr.Nick , birkaç metafizik varlığın özelliklerini taşıyorlar. Hem insanları baştan çıkartıp kötülüğe sevk ediyorlar hem de bu çürümüş ruhları toplayabiliyorlar. Kısacası aynı anda bir ölüm meleği ve şeytan rolündeler.
Üçüncü benzerlik için yapılan anlaşmanın içeriğine değinelim. ( Bu paragraf filmin konusuyla ilgili bilgi içeriyor olabilir.) Doktorlarımız elde etmek istedikleri şeyler için birer anlaşma yapıyorlar. Olaya ikisinde de bir kadın karışıyor! Faust’un anlaşmasına Truvalı Helen dahil olur. Parnasus ise , en baştan evlenmek istediği kadın için Mr.Nick ile sözleşmiştir. Bu iki doktor da istedikleri karşılığında birer “ruh” takas etmeyi kabul ederler. Faust kendi ruhunu sunarken , Parnassus doğacak olan çocuğunun ruhunu masaya koyar.
Gelelim dördüncü bir ortak noktaya. Hem Faust hem de Parnassus , hikayenin başında yüce mevkilerde başlayıp , giderek düşerler. Faust , tanrının en sevdiği insanken , Parnasus da bir nevi “rahiptir”. Ancak şeytanın karşılarına çıkması ve yapılan anlaşmalarla giderek dünyevileşirler.
“The Imaginarium of Doctor Parnassus” için Dr.Faust’un günümüze uyarlanmış bir versiyonu diyebiliriz. Bunlar dışında oyuncular üzerinde de duralım. Özellikle çekimler sırasında Heath Ledger’ın hayatını kaybetmesi filmin nasıl kotarıldığı hakkında sorular uyandırıyor. Bence gayet iyi olmuş. Böyle kilit roldeki bir oyuncuyu senaryodan çıkarmak kolay iş değildir. Ama filmin mantığına uygun bir şekilde bağlamışlar. Ayrıca yerine gelen üç başarılı isim sayesinde oyunculuk açısından da bir eksilme olmamış.
Goethe’nin Faust’una yapılan göndermeleri fark ederek izleyince oldukça keyif veren bir filme dönüşüyor “The Imaginarium of Doctor Parnassus”. Bu kadar laf kalabalığından sonra filmi tek bir cümleyle özetlemek mümkün;
“21. yüzyıla hoşgeldin Dr.Faust!”
No related posts.


