quid

Temmuz5th

1 Comment

Son birkaç yılda yerli dizilerde patlama yaşandığını inkar etmek imkansız. Bizim kanalların her birinden dizi fırlıyor. Öyle her kanalda bir dizi de değil. Her birinde 2-3 tanesinin yeni sezonları gelirken , yeni başlayan bir o kadar da dizi oluyor. Böylece neredeyse her akşam , her kanalda bir dizi yayınlanmış oluyor.

Bu durumun olumlu yanları var tabii. İşinden gücünden gelen insanlar kafa yormayı gerektirmeyen bu dizileri izleyerek günün yorgunluğunu atabilir mesela. Bunun dışında oyunculara da büyük nimet. Piyasada bu kadar çok dizi olunca neredeyse tüm televizyon , sinema ve tiyatro oyuncuları buralarda kendilerine rol buluyorlar. Işıkçı , setçi vs. derken bayağı bir istihdam yaratıyor bu diziler nereden baksanız.

Gelelim bu dizi çılgınlığının zararlarına… Tüm diziler olmasa da büyük bir çoğunluğun konusu aşağı yukarı aynı. Ana karakterler milyarder iş adamları ve bunların ailesi , ağalar ve bunların aşiretleri vs. şeklinde sıralanıyorlar. Bunun yanında hikayeye bir kaç hizmetçi , aşçı , bahçıvan da serpiştiriliyor. Sonuçta kurgu başta saydıklarım arasında gelişiyor. Bu yapılan bir senaryo tercihi tabii. Ancak bilinçsiz ve sonuçları düşünülmeden yazılan senaryolar bunlar.

Düşünelim ki , bu zengin , şaşaalı hayatlar ülkenin neredeyse her tarafından izleniyor. Bu multi-milyarderler her akşam evlerimize konuk olup , neredeyse her kanaldan bizlere para , lüks arabalar , köşkler içinde yüzdükleri  hayatlarını izlettiriyorlar. Peki , bu ülkemizdeki ne kadarlık bir kesimin yaşam tarzını yansıtıyor?

Tuik’e ( Türkiye İstatistik Kurumu) göre , Türkiye de yoksulluk oranı % 17,11. Bu “zengin” kesim de bu orandan fazla değildir diye düşünüyorum. Geri kalan %60-70′lik kısım ise , orta halli diyebileceğimiz vatandaşlarımız.

Bu refah seviyesinde olmayan insanların – ülkenin çoğunluğu – aynı vatandaki bu tarz hayat süren kişileri her gün izleyip de sağlıklı bir psikolojiye sahip olmalarını nasıl bekleriz? Diyebilirsiniz ki , böyle bir kesim olduğu zaten biliniyor. Bilmekle görmek , görmekle her gün seyretmek arasında fark vardır. Sizin için sadece sözden ibaret olan yaşamları yakından seyretmek farklı bir şeydir. İnsanlar imrenme özelliği olan varlıklardır. Bir süre sonra özendikleri bu insanları televizyonda izleyip , onlara imrenmekten fazlasını isteyebilirler. Toplumda genel bir mutsuzluk hakim olabilir.

Diyeceğim o ki; Bırakın biz bu yaşamları farkında olmayalım. Her gün kulağımıza çalınan , gazetede okuduğumuz , haberlerde 2 dakikalığına gözümüze çarpan yaşamlar olarak kalsınlar. Olur da bir gün – umarım yakında bir gün – kişi başına düşen milli gelirimiz 40.000 doları bulur. O zaman izleriz diyemiyorum , eğer sağlam bir senaryo hala yazılmamışsa yine izlemem ( kendi adıma söyleyeyim) .

Son cümlemizle aslında yeni bir konuya da kapı aralamış olduk; Yerli Dizilerin Seyirci Kaçırtan Hataları!

Related posts:

  1. Sezon Açıldı!

1 Yorum

  • Yorum yapan Valthord — 07 Temmuz 2010 @ 00:09

    ee, bu diziler sayesinde insanlar kendi dertlerini unutuyor. kimseye dayatılmış bir şey değil yani bu, sonuçta reyting almayan bir yapım ne kadar kaliteli olursa olsun ekranda kalamaz. bir dizi (çok tutulup tutulmamasını geçtim) hala ekrandaysa halk izliyor demek.

    kimse akşamları dağılan pazar yerlerinden artık sebzeleri toplayıp, gece de derme çatma kulübesinde bunları musluk suyunda kaynatıp aç çocuklarına çorba yapan anne babaları izlemek istemiyor. insanlar birbirinden yakışıklı ve güzel, zengin insanların kendi hayatlarından olmayan dertlerini (porsche’yi satıp yeni bir audi almak, sude’den ayrılıp gamze’yle beraber olmak, ortaklara tuzak kurup milyar dolarlık şirketin başına geçmek vs.) izleyip rahatlıyorlar.

    bu yüzden dizi yapımcılarını suçlayabilir miyiz? hayır.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın

Yorumu gönderebilmek için soruyu yanıtlamalısın:

RSS