Yazımıza bir soruya yanıt arayarak başlayalım isterim. Distopya nedir?
Kelime , okuyan herkese ütopyayı çağrıştırmıştır eminim. Uzak da bir tahmin sayılmaz bu. Ütopya ; gerçekleşmesi olanaksız düşünce ya da tasarıdır. Distopya ise , genellikle anti-ütopya olarak tanımlanır. Ancak tam olarak zıt kavramlar diyemeyiz bu ikisine.
Distopya; ütopyadaki “gerçek” mutluluğun aksine “yapay” bir ortam da sunabilir insanlığa. Yani toplum ütopyada olduğu gibi mutludur ancak sahtedir bu duygular. Totaliter rejimin iktidarını korumak için “her şey yolunda” atmosferi yaratması sayesinde gerçekleşir bu durum. Bu noktada distopyanın genel özelliklerinden biraz bahsedelim:
Alternatif bir gerçeklikte seçilmiş şehir , ülke veya dünya büyük bir değişim geçirmiştir.Bu bir savaş , doğal felaket veya devrim gibi olaylar olabilir. Bunun üzerine baskıcı bir rejim kurulmuştur. Toplumsal sınıflar arasında büyük uçurumlar , ekonomik kısıtlamalar , ahlaki çöküntü gibi sosyal sorunlar tavan yapmıştır. Bu genel özelliklerden sonra biraz daha spesifik bir kurguyu inceleyelim;
George Orwell’ın kaleme aldığı 1984…
Alternatif ve distopik bir Londra’da geçen roman , şehirdeki liberal sistemin devrimle yıkılmasının ardından kurulan tek parti rejimini anlatmaktadır. İnsanlar partiye kayıtsız şartsız bir inanç beslemektedir. Bunun nedeni ise , tabii ki halkın özgür iradesi değildir. Parti , mütemadiyen “geçmişi silmektedir”. Hem tarihi kanıtları yok etmekte hem de yeni bir dil üreterek insanların düşüncelerini kısıtlamaktadır. Tüm bunların dışında içine kapalı bir yer haline gelmek için sürekli yapay düşmanlar oluşturulmakta böylece yönetim kolaylaşmaktadır. Arada bir “prollerin” üzerlerine bırakılan birkaç bomba halkı partiye daha da bağlı hale getirmektedir.
Tüm bunlardan bahsettik çünkü bu kitapta anlatılanları bir başka öyküye uyarlayalım istedim:
Birçok ırkı içinde bulunduran bir devletin yıkıldığını farzedin. Ancak bu düşüş başka bir yapının kurulmasına zemin hazırlasın. Bu ülke büyük bir savaştan çıkmış olsun. Ancak savaşın bittiğini halkına haber etmesin. Düşmanlarla çevrili topraklarda yaşadığını sansın insanlar. Yeni bir dil üretilsin ve kısırlaştırılsın düşünceler. Son olarak da geçmiş , inançlar ve partinin dayattığının dışındaki düşünce sistemleri yok edilsin. Olur da bu düşünceler iktidara geçecek kadar güçlenirse de kaba kuvvet kullanılsın ve aşağı indirilsin.1984′teki sınıf farklılıklarının yerini burada etnik gruplar alsın ve yönetim bunlardan sadece birine ait olsun( diğer gruplar da yukarıda belirttiğimiz gibi baskı hatta gerekirse katliamlarla sindirilmiş olsun).
Bu fantastik ülkemize “İdolaum” diyelim.
İsminin anlamı ve daha başka birçok konu üzerinde duralım . Ülkeyi bir distopyaya dönüştüren sorunlar ve bunların çözümleri hakkında konuşalım. Ancak bunları bir dahaki yazımızda yapalım.
No related posts.

