Max Romeo ( Maxwell Livingston Smith ) 1966′dan günümüze uzanan bir reggae müziği sanatçısı. Birkaç hafta önce bir arkadaşım sayesinde “I Chase The Devil” şarkısıyla tanıştım Max Romeo’nun. Şarkı oldukça hoş , zaten reggae dinleyenler biliyordur. Dinlemek isteyenler aşağıdaki linkten ulaşabilirler.
Şarkıyı bir süre dinledikten sonra sözlerini merak etmemek elde değil ( hatta bunda biraz geç de kaldım denebilir ) . Sözler biraz uzun olduğu için buraya yazmayacağım ama merak edenler google’a şarkının adını yazıp bulabilirler. Yazımızı şarkının ilk cümlesi üzerine kuralım biz:
“Lucifer son of the mourning, I’m gonna chase you out of earth!”
Lucifer’i yasın oğlu olarak gösterip dünyadan kovacağını söylüyor Max Romeo. Lucifer hıristiyan terminolojisinde şeytanı ifade etmek için kullanılıyor. Şarkının devamında da bu yönde tarif edilmiş.Ancak Lucifer’in hikayesi bundan biraz farklı…
Lucifer hıristiyanlıkta birden çok kavramı temsil edebiliyor. Genel inanışa göre düşmüş melek ( fallen angel ) olarak biliniyor. Gün Yıldızı veya Sabah Yıldızı olarak da adlandırılır. ( Max Romeo “son of the mourning” derken belki de “morning star” (sabah yıldızı ) adına , sabahın yasa dönüşmesine gönderme yapmıştır.) Ancak başka yerlerde şeytanla hiç ilgisi olmadan sadece sabah yıldızı olarak da tasvir edilmiştir. Bu durum Lucifer’in üzerindeki kötü izlenimi dağıtan yegane yargı olabilir. Yine de İncil’in latincesindeki Lucifer şeytanın yerine kullanılan uygun bir kelime olarak görülmüştür.
Roma rahiplerinden Jose Antonio Fortea ve Amorth , İncil yorumlamalarıyla Lucifer ve şeytanı ayrı kavramlar olarak görmüştür. Şeytan birçok isimle anılmıştır. Bunlardan ilginç olan birkaçı; büyük ejder , düşman , yaşlı yılandır ancak cenneten şimşek hızıyla düşen meleğe Lucifer adı hiç verilmemiştir bu iki rahibin araştırmalarına göre.
Biraz daha geriye gidersek antik zamanlarda halk arasında yıldızlara , yaşayan ilahi varlıklar olarak inanılırdı. Bu inanışa istinaden kayan yıldızlar ve düşmüş melek arasında bir bağlantı kurulabilir. Bu astronomik fenomenin açıklanabilmesi için sabah yıldızı kaymış ve hızla düşen meleğe dönüşmüştür belki de.
Lucifer hakkındaki tüm bu değişik inanışlar ve ona farklı özelliklerin yüklenmesi bana Goethe’nin Mephisto tasvirini anımsatıyor. Doktor Faust’un canını almaya gelen Mephisto bu göreviyle Azrail’in özelliğini taşırken bir yandan şeytanı anımsatan yönleriyle anlatılıyordu. Birçok fonksiyonun aynı karakterde toplanması ilginçtir. Bu açıdan Lucifer ve Mephisto karşılaştırılabilir. Ancak bu başka bir yazının konusu…
Lucifer bunların yanında sanat dallarına esin kaynağı olan bir isim.Yukarıdaki resim Madrid’deki Lucifer heykeline ait. Popüler 3d çalışmalara da konu oluyor Sabah Yıldızı. (Diego Maia’nın , Lucifer isimli çalışması yazının sonunda )
Anlattıklarmız bir karakterin ne kadar çok yöne çekilebileceğinin bir örneği olabilir. Bu yönden ortaya koyulan her karakter akışkandır diyebiliriz. Anlatan kişinin işaret ettiği akıntıya kapılabilir. Edebiyata zenginlik kazındıran durumlardan biridir bu belki de.
Karakterlerin her yorumlanışında farklı bir kişilik kazanması gerçek hayatta insanların elde edemeyeceği bir lüks… Edinemeyeceğimiz şeyleri okumak , dinlemek , seyretmek ise her zaman ilgi çekici olmuştur. Böylece bir süreliğine de olsa bu lükse sahip olabilmenin hayaline kapılırız.

No related posts.

